 |
| Y. Mimar Serap GÜLER |
YABANCIYA KONUT SATIŞI
Bu İngilizler çok matrak insanlardır. Allah onlara müstahakkını, bize de akıl ve fikir versin, amin.
Hani ülkeyi parsel parsel satıyorlar ya, bu madalyonun bize bakan yüzü, şimdi bir de durumu İngilizlere bakan yüzünden göstermeye çalışacağım. Ülkemin toprağını satıyorlar diye üzülenler, aşağıdaki yazıyı okuyunca İngilizlere üzülmeye başlayabilirler.
2.5 sene bu milletin insanlarına ev yapıp satan bir şirkette çalıştım, ilk günlerde gördüklerim karşısında sürekli ağzım açık kalarak dolaştım, sonra İngilizlerden de umudu kestim ve ortama uymaya çalıştım.
Şimdi diyelim ki siz emlak yatırımı yapmayı düşünen orta halli bir İngilizsiniz. Hükümetiniz size yurtdışında konut alabilmeniz için kredi veriyor. Gidebileceğiniz yerler arasında öncelik İspanya ve Yunanistan'da, fakat her ikisi de Avrupa Birliği üyeliğinden sonra çok pahalandı. O zaman ucuz ve sıcak iklimli üçüncü seçenek Türkiye. Bu arada daha önce ne Türkiye'yi gördünüz ne de en küçük bir bilgi sahibi oldunuz. Ayrıca Müslüman bir ülke ama olsun duyduğunuza göre Fethiye - Ölüdeniz adındaki yer zaten görünüm olarak aynen bir İngiliz kasabası olarak 'dekore edilmiş', yabancılık çekmeyecekmişsiniz. Ülkenizde Türkiye'de emlak satan bir firma ile görüştünüz, sizi yönlendirdiler, bağlantıya geçtiniz. Sizi davet ettiler. Ölüdeniz'de 1 hafta bedava kalacaksınız, evleri gezeceksiniz, bu arada promosyonlardan yararlanacaksınız. Hemen bavulu toplayıp atladınız uçağa.
Yazın ortasındayız bu arada.
Dalaman denilen yerden sizi 'VIP' minibüsle aldılar, doğru otele. Kucağınızda binbir katalog, promosyon yemek biletleri, gece kulübü giriş davetiyeleri vs. ile karşılandınız. Aaa herkes İngilizce konuşuyor, hatta size evleri gösterecek olanlar bizzat hemşeriniz İngiliz vatandaşları! Ne güzel, hatta belki siz de bu deniz-güneş-emlak piyasasında buradaki kimi hemşerilerinizin yaptığı gibi bir yaşam kurarsınız bir gün.
Harika bir hafta geçirdiniz. Kontratlar uçuştu havalarda, imzalar atıldı. Herkes de amma profesyonelmiş. Vay be!
Tüm resmi işlerinizi yine emlak şirketiniz halledecek, hatta satış sonrası bakım-onarım hizmetleri de var, evinizi kiralama hizmeti de. Yani evi aldıktan sonraki bakım onarım ve yatırım işleriyle de ilgilenilecek. Ne güzel ne güzel... Cennetmiş valla burası yahu.
Ülkenize döndünüz, gelişmeleri emaillerle, yarım yamalak da olsa izlediniz. En azından eviniz yapılıyor. Bir dümen yok. Kış heyecanla geçtikten sonra alışveriş için tekrar gittiniz Türkiye'ye. İlk karşılama kadar sıcak olmasa da fena bir hafta geçmedi. Başka bir hemşerinizle alışveriş yaptınız. Parasıyla tabi. Sizden aldığı paraya karşılık dükkanlardan indirimli yaptınız alışverişinizi. Sonra kalan zamanda gidip içtiniz de içtiniz, güneşten pespembe oldunuz, yediniz, yattınız. Gezdiniz, gördünüz diyemeyeceğim çünkü Fethiye-Ölüdeniz-deniz-otel-otelin havuzu arası gördükleriniz içinde pek Türkiye'ye özgü bir bölüm olmadı, tabi siz bunu nereden bileceksiniz? Ah garibim siz beni ne çok güldürdünüz, her neyse döndünüz İngiltere'ye.
Ve büyük gün geldi! Teslim zamanı.
Yine yaz mevsimi, aynı yolculuklarla ve çok daha az bir seremoniyle ulaştınız evinize.
Genç mimar arkadaş size anahtarları (kendince) teslim etti... Yani bir başka deyişle biri kırılmış, birkaçı eksik anahtar setini teslim etti. Eksik anahtarları sonra getireceğine söz verdi. Ama içinize bir kurt düştü. Kilit göbeğini değiştirmek istediniz, genç mimarın yüzü ve sizinki yavaş yavaşa düşmeye mi başladı? Neyse halledilir, siz evinize adım attınız.
(Şimdi bundan sonra karşılaşılabilecek problemler çok çeşitli, ben size bir potpuri yaparsam genel bir fikir verebilir durum hakkında.)
Girdiniz eve, dakika bir gol bir; elektrik yok. Mimar arkadaş zar zor elektrikçiyi buldu. Ana panodan kapalı. Halledildi (şimdilik). Sonra o beyaz eşyalar ve Tedaş sık sık bir araya gelecekler...
Hemşeriniz alışverişçi ('shopper' tabir edilen zat) eşyaları getirip salonun orta yerine yığmış gitmiş, iş yoğunluğundan o da ortalarda yok. Getirdiğine şükredeceksiniz. (İngilizce/Türkçe karışık şükretmeyi kısa bir süre sonra öğreneceksiniz)
Bu arada evde yemek yok, dışarıda yenilecek.
Tek kelime Türkçe yok. Araba yok, zaten nereye gidileceği de meçhul. Minibüslere binmeyi sonra öğrenecek, Fethiye'yi keşfedeceksiniz. Amerika'yı keşfetmiş gibi hissedeceksiniz.
Market yok, küçük bakkallar var.
Pet şişede 1.5 lt'lik su aldınız sizden 7 milyon eski TL aldı. 'Vay be su buralarda bayağı değerli herhalde' diye düşüneceksiniz.
Devam ediyoruz 'ev ısıtma'-'house warming' keyfimize;
Havuz dolu ama bir tuhaflık var, sanki su seviyesi gitgide düşüyor. 50 İngiliş Ponduna size satılan şezlonglar size bakıyor. Hadi gidin yatın be amaaan. Havuz pompası gönlünce çalışacak bundan sonra siz sakin olacaksınız... Su seviyesi düşerse ayaklarınızı sokarsınız, çıkarsa kafanızı.
Mutfakta eviyenin arkasındaki pencereyi açtınız, mı açamadınız tabi pencere musluğa çarptı. Eh sizde o kadar açıklıkla idare edin.
Fırın, kendisine bırakılan boşlukta tuhaf bir rahatlıkta duruyor. Kapağı hızlı açarsanız tüm fırını kucaklarsınız dikkat edin.
Eviye, 'showroom'da size gösterilenden daha mı küçük ne? Bardakları yıkayabiliyor musunuz, tamam o zaman.
PVC teras kapısı kilitlenmiyor. Zaten bunlar kapanmıyor da.
Banyodaki klozeti ilk siz kullanmayacaksınız, çok mu belli?
Size evi satan Hemşeri satış ekibi ortalarda yok. Zaten bu onların işi değil. İlgili mimar her konuyu teknikere aktarıyor. Tekniker teknik konulardan bıkmış, Tibet'e filan yerleşmeyi hayal ediyor, travmatik bir ruh durumunda...
Daha bu 'evcağızınız' nice kış ayları, yağmurlu sezonlar geçirecek ve siz isterseniz bodrum katınızda gondol sefalarına bile çıkabileceksiniz. Eğer kışın heryeri kapatıp giderseniz, yazın tekrar gelirken tüm eşyalarınızı yenilemeniz önerilir. Ya da isteğe göre yosun/küf dekorlu eşyalarla şahane bir yaz sizi bekler.
Şömineniz varsa nedense hiç dışarı tütmeyecek mübarek, o sifon hep akıtacak, havluluk iki günde elinizde kalacak, musluklar bozulacak, çam mutfak dolaplarınız bir yılda amorf şekiller alacak, havuz su kaybederken bodrum hep su alacak, alacakaranlık kuşağındaki yolculuğunuz bu minval sürecek…
Sizden paralar kesilecek, bunlarla elektrik/su faturalarınız ödenecek, çevre bakımları yapılacak, siz hep ödeyeceksiniz, vergiler, oturma izni ücretleri sürekli artacak, siz hep ödeyeceksiniz.. Bu arada sizin gibi bin küsur hemşeriniz emlak aldığından ve almaya devam ettiğinden, evinize kiracı her sene ancak piyangodan çıkacak. Siz geldiğinizden beri arsa fiyatları fırladığından ve yaşam pahalandığından, bölgede yerli halk kalmayacak ve artık İngiltere ile aynı fiyatlara alışveriş yapacaksınız.
Ve son olarak; size vaat edilen Tapu ortalarda yok. Neden mi? Çünkü eviniz aslında bir otel olarak kayıtlı olduğundan konutunuza ait Tapu ancak hayallerinizi süsleyecek... Ama siteniz içinde bir yere (herhangi bir yere) sahip olduğunuz görünüyor en azından gönlünüz rahat olsun.
Binde birinden daha azını gördüğünüz bir ülkenin 150 m.lik sokağındaki İngiliz dekorlu publarında İngiliz şivesiyle 3-5 kelime konuşan çoğu doğudan göçmüş Türk delikanlı barmenlerle arkadaş olacaksınız. (Hatta bazılarınız 'sırdaş' da olacak.) Dev ekranda Prömiyer lig maçlarınızı takip edecek, biraları yudumlayacak, yüksek sesle geğirerek bu yabancı ülkenin kültürüne 'damganızı vuracaksınız'. Semt pazarlarında 3 YTL'ye satılan t-shirtleri, buradaki komik isimli dükkanlarda 30YTL'ye kapışacaksınız. Çılgınlar gibi eğlenecek, sarımsaklı biftek yiyip, 'paragliding' yapacaksınız.
Ne bu ülkenin sizden ne de sizin bu ülkeden haberiniz olacak.
Allah hepinizin müstahakkını versin, ne diyeyim…
Serap Güler
Y.Mimar,
Yalıkavak - BODRUM
Mayıs 2006
|