 |
| Prof. Dr. Gürhan TÜMER |
OTOPARKLAR ÜZERİNE BİR FANTEZİ
Otopark deyip geçmemek, otoparkları küçümsememek, otoparkları hor görmemek, otoparkları sevmek gerek. Ne var ki, mimar olalım, olmayalım, çoğumuz böyle düşünmüyoruz. Hele biz geldiğimizde çoktan dolmuş olan, o nedenle de, bizim arabamızı kabul etmeyen, edemeyen otoparklardan, hiç mi hiç hoşlanmıyoruz. Onlara kızıyoruz, onları lânetliyoruz.
Ama ben seviyorum onları. Her tür mekânın, kendine özgü bir "poetika" içerdiğine inandığım için, daha başka mekânlar söz konusu olduğunda yaptığım gibi, otoparklar üzerine de düşler, fanteziler kuruyorum. Böylece, o mekânlardaki şiiri, şiirselliği ortaya çıkarmaya ve o şiirin, o şiirselliğin tadına varmaya çalışıyorum.
* * *
Gece demeden, gündüz demeden, dur durak bilmeksizin, her an pek çok uçağın inip kalktığı dev havaalanlarının ya da topluiğneden elektrikli fırına, halıdan zeytine, yüzlerce, binlerce tür malla dolu, kocaman alışveriş merkezlerinin, süpermarketlerin, hipermarketlerin uçsuz bucaksız otoparklarını düşünün. Oralarda, yan yana, peş peşe, dizi dizi duran yüzlerce araba, rengârenk bir cümbüş oluşturur. Bu açık otoparklar, yazları, çok güneşli, çok sıcak, arabaların saçlarını eritecek kadar sıcak yaz günlerinin öğle saatlerinde ya da serin, bulutlu sonbahar akşamlarında, incecikten yağan hüzünlü yağmurların altında, çok etkileyicidirler, çok çekicidirler ve bir o kadar da gizemlidirler. O gizemi çözmek kolay değildir ama, o gizemin, otoparklara özgü bir şiirselliği içerdiğini; otoparkların şiirini yazacak olanların, o gizemden yola çıkmalarında yarar bulunduğunu, rahatça söyleyebilirim.
* * *
Güneş ışınlarının ve yağmur damlalarının ulaşamadığı kapalı otoparkların, yeraltı otoparklarının bende uyandırdığı düşünceler, duygular daha bir başkadır. Onlar, özellikle de yerin altındakiler, motorlu taşıtların icadından yıllar, yüzyıllar, binyıllar önce yaşamış olan ilk insanları, atalarımı getirirler aklıma. Büyük, büyük, büyük dedelerimden biri, kalkıp gelse mezarından; kocaman gözlerini açarak, o gözlerden fışkıran ışığı, ötelere yayarak ve tıpkı hayvanlar gibi, eskiden her yerde kol gezen yaban hayvanlar gibi, korkunç homurtularla üzerine üzerine gelen arabalarla karşılaşsa ne yapardı acaba?
Yeraltı otoparkları, özellikle geceleri, gece yarılarından sonraları, tekin yerler değildirler. Açık otoparklarda insanı tedirgin etmeyen arabalar, kapalı otoparklarda, az önce de söylediğim gibi, yaban hayvanlarına dönüşürler sanki. Ama bu mekânları tekinsiz kılan tek neden bu değildir. Günlerden bir gün, daha doğrusu, gecelerden bir gece, kentteki delilerden, meczuplardan, alkoliklerden biri, o mekâna sızıp, arabaların arasına gizlenmiş olabilir. Sonra, kimi filmlerde gördüğümüz gibi, mafya zaman zaman, yeraltı otoparklarını mekân olarak kullanabilir.
Yeraltı otoparklarının şiirselliği, gerilimli bir şiirselliktir. O gerilimi hissetmeyenler, küçümseyenler, boşlayanlar, o mekânların şiirini asla yazamazlar. Bu gibilerin, o mekânlar üzerine kurdukları fanteziler de beş para etmez.
* * *
Bilindiği gibi, bir de, katlı otoparklar vardır.
Yazımın başında, otoparklarla yeterince ilgilenmediğimizi söylemiştim. Katlı otoparklar söz konusu olunca, sanki bu ilgisizlik daha da artıyor. Zeminde ya da zeminin hemen bir kat altındaki bodrumda yer alan otoparkları da, biz mimarlar tasarlıyoruz ama, doğrusunu söylemek gerekirse, o düzenlemeler sonucunda, ortaya çıkan bir bina, bağımsız bir mimari yapıt yok. Oysa, bir katlı otopark öyle değil. O, tıpkı, bir apartman gibi, bir hükümet konağı gibi, bir kültür merkezi gibi, bir bina, bağımsız bir mimari yapıt.
Öyleyse, mimarlar olarak, gelin onların da ellerinden tutalım, onları da yukarılara taşıyalım. Gelin kentimize birkaç tane katlı otopark gökdelen kazandıralım.
Ama isterseniz, daha önce, gelin sizinle küçük bir gökdelen otopark fantezisi kuralım:
Böyle bir gökdelenin 122. katına bakın. Orada, minicik bir kırmızı nokta göreceksiniz. O kırmızı nokta, kırmızı, bir ateşböceği kadar kırmızı, kıpkırmızı ve yuvarlak, yumuşak çizgili bir arabanın ta kendisidir. Bu ise, çok şaşırtıcı bir şeydir, çünkü, bir arabanın, bir binanın 122. katına çıkması, oradan aşağıya bakması, ancak ve ancak, o bina, bir katlı otopark, bir otopark gökdelen ise olanaklıdır. Bu minik kırmızı araba, başka bir binanın, değil 122. katına, 2.katına bile ancak ve ancak, geceleri uyurken gördüğü düşlerde ya da gündüzleri uyanıkken kurduğu fantezilerde çıkabilir.
Prof. Dr. Gürhan TÜMER, Mart 2006
|