 |
Tamer Taşkın
EBSO Yk. Bşk. |
Öncelikle 29.03.2006 tarihinde bizi kabul ettiğiniz, görüşlerimizi dinlediğiniz için teşekkürlerimizi arz ederiz.
Kent ve mimarlık üzerine nasıl bir İzmir düşünüyorsunuz?
İlimizde nüfusun hızla artışına paralel olarak, barınma, üretim ve tüketim gereksinmelerinin karşılanması için yapılaşma hızı artmakta, doğan artışın sonucu olarak mevcut alt yapı hizmetlerininin yükü de artmaktadır. Sayın Nehrozoğlu'nun 1990'lı yıllardaki Kocaeli valiliği sırasında söylemiş olduğu gibi "kentlerimiz büyüdükçe küçülüyor". Kentimiz genişlerken eski dokusundan yitiriyor ve bir kimlik kaybı yaşıyor.
Getirilen yeniliklerin, özellikle tarihi yapıların ve dokunun değerini düşürmemesini aksine arttıracak nitelik taşımasını, kültür mirasımızı saklayabilmeyi; gelecek kuşaklara taşıyabilmeyi diliyorum. Kültürel çevre düzenlemelerinin arttırılması, tanımsız alanların azaltılması, nefes alma alanlarının oluşturulması, gürültü kirlenmesinin önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyorum..
İzmir'in, planlı ve dengeli sanayileşmenin örnek kenti olarak gelişen, kentsel ve çevresel değerlerin de gözetildiği; bütüncül bir planlama anlayışı ile yönlendirilen, geçmişle bugünü buluşturabilen bir kentsel tasarıma kavuşmasını hayal ediyorum.
Sanayi ve mimarlık nasıl bir işbirliği içinde olabilir?
Türkiye'de "sanayileşme" denince, akla kalkınma yerine öncelikle çevre sorunları ve sağlıksız kentleşme'nin geldiğini görüyorum. Bunun nedeninin de planlamadan ve mimarlıktan uzaklaşmak olduğunu düşünüyorum.
Dünyadaki sanayileşme sürecine baktığınızda; yaşanan kentsel nüfus ve yapı yığılmalarının bir planlama disiplinini yaratığını görüyorsunuz. Barınma olanakları sağlamak ve fabrikaların yerlerini belirlemek üzere, mimarlığın ve planlamanın özel bir önem kazandığını unutmamak gerekiyor. Organik kent dokusu içerisindeki işliklerin önce kent içinde yer bulabilmesi, o güne kadar kent yaşamı için yabancı olan form ve boyutların uyumlaştırılması, uyumlaştırılamayanların kent dışına taşması, kentsel yaşamda parçalanma yaratmayan, pazar talebi ve endüstriyel teknik girdi ile yabancılaşmayan bir kentsel doku için mimarlık ve sanayinin işbirliğinin kaçınılmazlığı ortaya çıkıyor.
Kentsel yaşamdaki organik doku tahrip edilmeden, kentsel yaşamdaki sosyokültürel dokuya zarar vermeden; sanayi özlü kent yapılaşmasına da ihtiyaç duyduğumuzu, bunun içinde mimarlarla süreklilik taşıyan ortak çalışma ortamları yaratmamız gerektiğini düşünüyorum.
Mimarların kente, topluma karşı tavrı ve tarzı nasıl olmalı sizce?
Çevrenin, her geçen gün onarımı daha büyük çabalar gerektiren tehditler altında kalmaya devam ettiğini, küreselleşmeyle gelişen ve birçok alana yayılan çok boyutlu bir erozyonla karşıkarşıya kaldığımızı söylemek mümkün. Daha yaşanılır bir çevre için mimarın tavrı giderek önem kazanmaktadır. Mimar, duyarlı davranış arayışlarının sürdüğü bugünkü süreçte; yönlendirici olabilmek ve gelişmeleri toplumsal dinamiklerin çözümüne terk etmemek için planlama yaklaşımı geliştirmenin kaçınılmaz yapı taşıdır. Kendini, ürettiği düşünce, karar ve örgütlenme biçimleri ile sadece fiziki yapının değil, sosyal ve kültürel yapının da iyileştirilmesi için bir aracı olarak yorumlamalıdır. Geçmişte yaşanmış örneklerden yola çıkarak; mimarlığın gereklerini yerine getirmenin aynı zamanda felaketlere de hazırlıklı olmayı içerdiğini anımsamalıdır.
Fiziki çevre ile toplumsal içeriği birbirinden koparmayan, sürdürülebilir çözüm arayışı sürecinde, birey yararı yaklaşımının yerine, kamu yararı ve toplumcu boyutu çok yönlü olarak irdelemelidir Bu yaklaşım "yaşam kalitesi" düşüncesinin önemli bir parçasını oluşturacaktır.
PLATFORM İZMİM
NİSAN 2006
|